top of page

Ortak Mirasımızı Birlikte Yazalım: Türk Dünyasında Arkeolojinin Geleceği Aycan Dayanan Yönetim Kurulu Başkanı, Aydem Endüstri A.Ş

  • Yazarın fotoğrafı: Aycan DAYANAN
    Aycan DAYANAN
  • 6 gün önce
  • 4 dakikada okunur

Kazakistan’ın bozkırlarında, Özbekistan’ın kadim kentlerinde, Kırgızistan’ın dağ eteklerinde ve Balkanlarda binlerce yıl önce yaşamış insanlar, bugün hâlâ toprak altında bekliyor. Biz ise onların mirasını sahiplenmekte bu kadar geç kaldık. Arkeoloji, kuru bir bilim dalı değildir. Arkeoloji, kimin o topraklara ait olduğunun, kimin o tarihin devamı sayılacağının ve nihayetinde kimin bugünün dünyasında o geçmişe yaslanabileceğinin yazıldığı bir alandır.


Bu yüzden bu işi başkalarına bırakmak, yalnızca bir akademik tercih değil; kültürel bir vazgeçiştir. Bunu değiştirmenin zamanı geldi. Toprak Altındaki Ortak Hafıza Türkistan şehrinde Hoca Ahmet Yesevi Türbesi ayakta. Esik kurganlarında Altın Adam’ın binlerce yıllık sırrı çözümlendi. Semerkant’ta Timurlu medeniyetinin izleri taşa kazınmış.

Balkanlarda Osmanlı’dan kalma yapılar sessizce yıkılıyor. Halep’te ve Ninova’da insanlığın ortak hafızası kayboluyor. Bu coğrafyanın tamamıyla derin bir kültürel bağımız var. Bu bağ, siyasi güncellik gerektirmiyor. Tarihsel ve insani bir gerçek olarak var olmaya devam ediyor. Peki biz neredeyiz? Türkiye, kendi topraklarındaki arkeoloji çalışmalarında son yıllarda çığır açan sonuçlar elde etti. Göbeklitepe insanlık tarihini yeniden yazdı. Taş Tepeler projesi Güneydoğu Anadolu’yu küresel akademik haritanın merkezine taşıdı. Zerzevan Kalesi, Körtik Tepe, Eğil Kalesi… Bu projeler hem bilimsel derinlik hem kurumsal olgunluk bakımından dünyayla yarışır düzeyde. Ama aynı olgunluk ve deneyim henüz o coğrafyaya taşınmadı. Kimin Yazdığı Önemlidir Bir alanı kim kazıyorsa, o alanın hikâyesini de o yazar. Bu cümle kulağa sert gelebilir. Ama arkeoloji tarihine baktığımızda bu gerçeği defalarca görürüz. 19. ve 20. yüzyılda Anadolu’nun, Mezopotamya’nın ve Orta Asya’nın büyük bölümünü Avrupalı ekipler kazdı. O kazıların bulguları Avrupalı müzelere taşındı, Avrupalı arşivlerde saklandı ve Avrupalı akademisyenler tarafından yorumlandı. Bugün bu tablo değişiyor; ama Türk Dünyası coğrafyasında dönüşüm yeterince hızlı değil. Kazakistan’da Alman, Japon ve Çin arkeoloji programları aktif biçimde çalışıyor. Özbek sahasında Fransız ve İtalyan ekipleri saha açıyor. Kırgızistan’daki İpek Yolu alanlarında Rus akademik geleneği varlığını sürdürüyor. Bunlar kötü niyetli programlar değil. Bilimsel açıdan değerli çalışmalar yürütüyorlar. Ama bu coğrafyanın tarihi, kültürel ve dilsel bağlamını en iyi anlayabilecek olanın biz olduğunu da artık açıkça söylememiz gerekiyor. Paylaşılmayan Bilgi, Yarım Kalan Bilimdir Bugün Türk Dünyası coğrafyasında yürütülen kazı çalışmalarından elde edilen veriler onlarca farklı arşivde, onlarca farklı formatta ve onlarca farklı dilde dağılmış durumda. Bir Kazak bulgusuna erişmek için Almanya’nın bir üniversite arşivine başvurmanız gerekiyor. Bir Özbek buluntusunu anlamlandırmak için Fransız kurumlarının sınırlı erişim politikalarıyla boğuşmanız gerekiyor. Bu durum hem bilimsel hem de etik açıdan sürdürülemez. Bilginin serbestçe dolaşması, bilimin ilerlemesinin temel koşuludur. Ortak Türk kültürel mirasına ilişkin verilerin dünya akademisinin erişimine açılması, yalnızca Türkiye’nin değil, insanlığın çıkarınadır. Peki bu nasıl mümkün olabilir? Ortak Bir Dijital Miras Atlası Önerdiğimiz çözüm kavramsal olarak basit; kurumsal olarak ise güçlü bir iş birliği gerektiriyor. Türk Dünyası coğrafyasındaki tüm arkeolojik alanların, yürütülen kazı çalışmalarının ve elde edilen bulguların tek bir dijital çatı altında, modern teknolojilerle belgelenip tüm dünya akademisine açılması. Bu bir veritabanı projesinden çok daha fazlası. Doğru kurulduğunda bu yapı şunları mümkün kılar: Bilimsel şeffaflık: Her kazı, her buluntu, her analiz kayıt altına alınır ve erişilebilir hale gelir. Veriler belirli kurumların ya da ülkelerin tekelinde kalmaz. Ortak akademik üretim: Türkiye’den, Kazakistan’dan, Azerbaycan’dan, Kırgızistan’dan ve dünyanın dört bir yanından araştırmacılar aynı veri tabanı üzerinden çalışır, ortak yayınlar üretir, birbirinin çalışmalarına atıfta bulunur. Yerel kapasite gelişimi: Bu platform üzerinden yetişen yerel arkeologlar ve restorasyon uzmanları, kendi ülkelerinin mirasını kendi elleriyle belgeleyip koruyabilir hale gelir. Veri egemenliği: Her ülkenin kültürel mirasına ilişkin veriler, o ülkenin sunucularında saklanır. Dış erişime açılmak, veriyi teslim etmek anlamına gelmez. Teknoloji Hazır, İrade Gerekiyor Bu projeyi hayata geçirecek teknoloji bugün elimizin altında. LiDAR sistemleriyle kazı öncesinde toprak altındaki yapılar üç boyutlu olarak haritalanıyor. Yapay zekâ destekli CBS platformlarıyla binlerce alan saniyeler içinde işlenip kategorize ediliyor. Artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik teknolojileriyle restore edilen alanlar hem araştırmacılara hem de meraklı ziyaretçilere dijital ortamda sunulabiliyor. Aydem Endüstri olarak bu teknolojilerin tamamını aktif projelerimizde kullanıyoruz. Zerzevan Kalesi’nde, Körtik Tepe’de ve Taş Tepeler projesinde kazandığımız saha deneyimiyle bu altyapıyı daha geniş bir coğrafyaya taşıma kapasitesine sahibiz. Eksik olan teknoloji değil. Eksik olan, bu işi birlikte yapma iradesi. Kapasite Geliştirmek: Metodoloji İhraç Etmek Ortak bir dijital platform kurmak, bu projenin yalnızca bir boyutu. Daha kalıcı ve daha dönüştürücü olan boyutu şu: Türkiye’nin arkeoloji birikimini, Türk Dünyası coğrafyasındaki yerel araştırmacılara aktarmak. Kazakistanlı bir arkeolog Türk saha metodolojisini öğrendiğinde, onlarca yıl kendi ülkesinin mirasına bu gözle bakacak. Özbek bir restorasyon uzmanı ICOMOS standartlarına göre eğitim aldığında, o standartları ülkesindeki onlarca projeye uygulayacak. Bu usta-çırak modeli, Türkiye’nin bölgedeki akademik ve kültürel varlığını en az bir nesil boyunca canlı tutmanın en etkili yoludur. Eğitimin çıktısı olarak önerdiğimiz uluslararası sertifika programı, YÖK akreditasyonuyla dünya çapında geçerliliğe kavuşacak ve TÜRKSOY üyesi ülkelerin kurumlarınca tanınacak. Bu yalnızca bir diploma değil; Türk Dünyası akademik camiasının ortak bir standart etrafında buluşmasının somut ifadesi olacak. Kurumsal Güç Olmadan Olmaz Bu projenin tek bir kurumun ya da tek bir firmanın inisiyatifiyle hayata geçmesi mümkün değil. Böyle bir iddiada bulunmak da doğru olmaz. Bu iş, TİKA’nın 20 yıllık kalkınma işbirliği deneyimini gerektiriyor. TÜRKSOY’un 17 üye ülkedeki köklü diplomatik ağını gerektiriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın akademik otoritesini ve UNESCO ile kurduğu köprüleri gerektiriyor. YÖK’ün üniversiteler üzerindeki akreditasyon yetkisini gerektiriyor. Ve sahaya inen, işi yapan, teknolojiyi taşıyan bir teknik ortağı gerektiriyor. Bu kurumsal güç bir araya geldiğinde, ortaya çıkacak olan şey bir proje değil; kalıcı bir yapı olacak. Bir yapı ki on yıl sonra Türkiye sahadan çekilmiş olacak ama geride yüzlerce sertifikalı yerel uzman, işleyen bir dijital atlas ve dünya akademisiyle diyalog halinde bir ağ kalacak. Açık Bir Çağrı Bu satırları, arkeoloji camiasına, akademik dünyaya ve kültürel miras alanında çalışan herkese hitaben yazıyorum. Türk Dünyası’nın ortak arkeolojik mirasının bilimsel olarak belgelenmesi, korunması ve tüm insanlığın erişimine açılması için iş birliği yapılabilecek herkese kapımız açık. Bir araştırmacıysanız ve bu coğrafyada çalışıyorsanız; bir kurum yöneticisiyseniz ve bu alanda sorumluluk üstlenmeyi düşünüyorsanız; ya da sadece bu meseleyi önemli bulan bir okuyucuysanız — bu konuşmanın içinde yer almanızı bekliyoruz. Tarih, onu sahiplenenler tarafından yazılır. Biz artık bu sayfanın aktif yazarları olmak istiyoruz. Aycan Dayanan, Aydem Endüstri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı’dır. Şirket, Türkiye’de arkeoloji, restorasyon ve dijital kültürel miras alanlarında faaliyet göstermekte; Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın akreditasyonuyla yurtiçi ve uluslararası projelerde çalışmaktadır. İletişim: info@aydemendustri.com.tr

 
 
 

Yorumlar


bottom of page